Yanlış İnanış: “Psikiyatrik rahatsızlıklar kalp, şeker gibi gerçek tıbbi hastalık değildir dolayısıyla tedavi edilemezler. Psikiyatriste sadece deliler gider
Gerçek: Psikiyatrik rahatsızlıklar da, bir şeker hastalığı ya da bir kalp hastalığı gibi gerçek tıbbi rahatsızlıklar olup yapılan bilimsel çalışmaların neticesinde, ruhsal rahatsızlıkların da biyolojik ve genetik nedenlerinin olduğu gösterilmiştir. Ortaya çıkmalarında psiko-sosyal nedenlerin de rol oynuyor olması nedeniyle, ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi ile de etkin bir biçimde tedavi edilebilmektedirler.
Ruh ve beden sağlığımız bir bütündür. Beden sağlığımız ruh sağlığımızı, ruh sağlığımız da beden sağlığımızı etkiler. Beden sağlığımızla ilgili bir yakınmamız olduğunda ilgili bir uzman hekime başvurmamız ne kadar olağan ise, ruh sağlığımız ile ilgili bir yakınmamız olduğunda da bir psikiyatri hekimine başvurmamız o kadar olağandır.

Yanlış İnanış: "Psikiyatrist ilaçla, psikolog konuşarak tedavi eder"
Gerçek: Psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde, farmakoterapi (ilaç tedavisi) ve psikoterapi olmak üzere iki temel yaklaşım vardır. Psikiyatristler hekim oldukları için her iki yaklaşımı da uygulayabilirlerken, psikologlar eğitim almaları halinde, bir psikiyatri hekiminin sorumluluğunda yalnızca psikoterapi yaklaşımını uygulayabilirler.
Yapılan çalışmalar, hem farmakoterapinin hem de psikoterapinin oldukça etkin olduğunu ancak en iyi sonuçların her ikisinin birlikte uygulandığı kombinasyon tedavileri ile elde edildiğini göstermiştir. Birey için uygun tedavi yaklaşımının seçimi için, öncelikle bir tanı koymak, tanı koymak için ise mevcut yakınmalara neden olabilecek diğer tıbbi rahatsızlıkları dışlamak (ayırıcı tanı) gerekir. Ayırıcı tanı yapabilmek için ise genel bir tıp bilgisi ve psikiyatrik rahatsızlıklar ile ilgili hem teorik hem de pratik alanda kapsamlı bir bilgi birikimi gerekir. Dolayısıyla ilaçla mı yoksa psikoterapi ile mi tedavi edileceği ile ilgili karar, ancak bir psikiyatri uzmanı tarafından ilk görüşmede yapılacak olan psikiyatrik değerlendirme sonucunda, bireyin yardım arayışına girmesine neden olan yakınmaları, gereksinmeleri ve içinde bulunduğu koşullar da göz önünde bulundurularak verilir. Söz konusu değerlendirme ise, ayrıntılı bir öykü alınmasını, dikkatli bir psikiyatrik muayene yapılmasını ve ayırıcı tanı için uygun laboratuar testlerinin istenmesini içerir. 

Yanlış İnanış: "Psikoterapiye düzenli gitmeme gerek yok, sıkıntım olduğunda gitsem yeterli olur"
Gerçek: Psikoterapide asıl iyileşmeyi sağlayan etmen, terapist ile yardım arayışına giren birey arasında kurulan terapötik ilişkinin niteliğidir. Nitelikli bir ilişki için temel olarak; karşılıklı güven duygusunun oluşmasının yanı sıra, bireyin anlaşıldığını ve kabul edildiğini hissetmesi esastır. Dinamik bir süreç olan psikoterapide, terapist ve birey; bireyin duygu, tutum ve davranışlarında arzu edilen değişiklikleri sağlamak üzere, bir dizi etkileşim içine girerler. Söz konusu etkileşimler ve nitelikli bir ilişki için ise, belirli aralıklarla düzenli olarak yapılacak görüşmeler olmazsa olmazdır. 

Yanlış İnanış: “Psikiyatride kullanılan ilaçların hepsi kilo yapar
Gerçek: Psikiyatride kullandığımız ilaçların hepsi kilo yapmaz. Bir yan etki olarak, iştahı arttırmak suretiyle, kilo alımına neden olabilen ilaçlar vardır. Ancak, söz konusu ilaçlar, iştah ve kilo artışından yakınan veya kilo almak istemeyen bireylerde kullanılmaz. İştah azlığı ve/veya kilo kaybı ile seyreden bazı ruhsal rahatsızlıklarda ise tercih sebebidir.

Yanlış İnanış: “Psikiyatride kullanılan bütün ilaçlar uyku yapar ve beni uyuşturur
Gerçek: Psikiyatride kullandığımız ilaçların hepsi uyku yapmaz. Bir yan etki olarak uyku yapıcı özelliği olan ilaçlar vardır. Ancak, söz konusu ilaçlar, uyku artışından yakınan veya günlük yaşamının olumsuz etkileneceği düşünülen bireylerde kullanılmaz. Uykuya dalmakta zorluk, gece sık uyanma ve/veya sabah erken uyanma gibi uyku sorunları ile seyreden bazı ruhsal rahatsızlıklarda ise tercih sebebidir.

Yanlış İnanış: “Psikiyatride kullanılan ilaçlar kısırlık yapar
Gerçek: Psikiyatride kullanılan ilaçlar kesinlikle kısırlık (infertilite) yapmaz. Ancak, bazı ilaçlar, erkeklerde sertleşme sorunu, boşalma süresinde uzama; kadınlarda ise orgazma ulaşma süresinde uzama gibi kesinlikle kalıcı olmayan, söz konusu ilacın kesilmesi veya dozunun azaltılması ile düzelen bir takım cinsel yan etkilere neden olabilir. Ayrıca, bir yan etki olarak ortaya çıkan boşalma süresinde uzama; erken boşalma yakınması olan bireylerde tercih sebebi olabilir.

Yanlış İnanış: “Psikiyatride kullanılan bütün ilaçlar bağımlılık yapar sonra istesem de bırakamam
Gerçek: Psikiyatride kullanılan ilaçların hepsi bağımlılık yapmaz. Bağımlılık yapma potansiyeli olan bazı ilaçlar vardır. Ancak, söz konusu ilaçlar, kontrole tabi ilaçlar kategorisinde yer alır ve özel reçetelere yazılarak tamamen doktor kontrolünde kullanılırlar. Hekim tarafından önerilen dozlarda ve sürede kullanıldıklarında, bağımlılık yapma riskleri yoktur. Ayrıca, "bağımlılık" da psikiyatrinin bir konusu olup hiçbir psikiyatrist, mevcut rahatsızlığa yeni bir ruhsal rahatsızlık ekleme çabası içerisinde değildir.
Özel reçeteye yazılmayan diğer ilaçlar ise, kesinlikle bağımlılık yapmaz. Ancak, söz konusu ilaçlar da, belirli bir süre kullanıldıktan sonra eğer ani olarak kesilirlerse, “çekilme belirtileri” olarak adlandırdığımız, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek nitelikte, birtakım ruhsal ve bedensel etkilere yol açabilirler. Bu nedenle, tüm ilaçlar, muhakkak bir psikiyatrist tarafından önerilen doz ve sürelerde kullanılmalıdır.